Türkülerimiz

In order to view this object you need Flash Player 9+ support!

Get Adobe Flash player
Joomla! Slideshow

Belediye Başkanımız

DR.HULUSİ ŞEVKAN

 Biyografi

 Başkanımızdan Mesaj

 Resim Galerisi
 

Destek Hattı

Destek Hatti

Atik Toplama Bilgi

Nöbetçi Eczane

E-Devlet

 

Bilgi İşlem Panosu

Bilgi Edinme
İstek Bildirim Formu
İstek Takip Formu
İhale Duyruları

Nöbetci Eczane Girişi



Web Master

 
WEB DESİGN
MEHMET ÖZ

30Agustos
manset
atikgun
eczane

Türkülerimiz PDF Yazdır e-Posta
mehmet tarafından yazıldı.   
Cuma, 30 Nisan 2010 19:53
YÖRE TÜRKÜLERİ

Acıpayam Yolları:

Yine de yeşillendi Acıpayam yolları 
Her tarafı yol ediyor Celalimin kanları 
Bize de mesken oldu aman Aydın aman damları 
Ağlama güzelim ağlama ben yine gelirim 
Doğan aylar gibi de güzelim parlar yine gelirim 
  
Evlerini önü bir dönüm darı 
Darının yaprakları ayvadan sarı 
Bize de çok mu gördünüz alkınalı yari 
Ağlama güzelim ağlama ben yine gelirim 
Doğan aylar gibi de güzelim parlar yine gelirim

Alaattin türküsü (Acıpayam):

Acıpayam Akalan Kasabasından’Gümüş Diş’bir evin bir oğludur.Gümüş Diş askere gider,askerde iken,o zamanın eşkıyaları,Gümüş Diş’in annesine işkence ederler.Gümüş Diş’e bu haber ulaşır ve askerden gelir.Annesine işkence eden eşkıyaları aramak için dağa çıkar.Dağda birçok arkadaş edinir ve arkadaşları Gümüş Diş’e efe unvanı verirler.Annesinin intikamını alır.Gene o eşkıyalar tarafından Alaattin köyünde pusuya düşürülür ve öldürülür.Öldükten sonra halkımız tarafından ağıt yakılır.

Alettin’e vardım emme durmadım aman aman of of 
Onyedi yerimden kurşun yedim ölmedim 
Arkedeşim düşman imiş bilemedim aman aman of of 
Gel gardeşim hallerimi sor benim aman aman of of 
Nuri efeden intikamım al benim 
Haydülende haydi ineğin danası aman aman of of 
Gızı bana yangın ne garışır anası 
  
Alettin’in al gınalıdır daşları aman aman of of 
Garardı da çaldı Gümüş Diş’in gaşları 
Neyimiş de yaradanın işleri aman aman of of 
Neyimiş de neyimiş yaradanın işleri

Ümmü türküsü:

"Ümmü Türküsü" Ege Bölgesinde kendini kabul ettirmiş bir türkü olması sebebiyle çeşitli yörelere mal edilmektedir.Acıpayam,Çal,Kütahya gibi.Kimine göre Ümmü,Dalaman çayında,kimine göre Büyük Menderes nehrinde,kimisine göre Gediz nehrinde boğulmuştur.Asıl olan türkünün halkın malı olmasıdır.Gerçeğe en yakın rivayet Dalaman Çayı olmakla beraber öyküsü ise hemen hemen aynı anlatılmaktadır.

Ümmü’nün çok güzel olması ile talibi pek çoktu ve zengin babası onu zengin bir ailenin oğluna vermek istiyordu.Ümmü’nün gönlü kuş olup uçmuş,Ahmet isminde fakir bir delikanlıya konmuştu.Ahmet nice hatırlı adamları koydu araya,gönlünü yapamadı Ümmü’nün babasının.Ümmü’nün babası’ Dediğim dedik çaldığım düdük’ dedi ve kızını çayın öte yakasındaki köyün ağasına oğlunu verdi.

Ümmü beyaz gelinlikleri giydi ama gönlü karalar bağlamıştı. Düğün kuruldu,zurna öttü,davul vuruldu,geldi çattı gelin alma.Ümmü gelin ata bindiri lip,damadın köyüne doğru yola koyuldu.Köprüye gelince olanlar oldu.Köprünün altından bir kartal uçtu da at mı ürktü yoksa intihar etmek için kendini mi attı bilinmiyor,bilinen şu ki Ümmü gelinlikleriyle boz bulanık suda buldu kendini.’İmdat yetişin,kurtarın’ diye bağıran çok oldu ya çaya atlayan olmadı.

Olup bitenleri uzaktan gören Ahmet,yol oldu esti,sel oldu aktı ve kaldırıp kendisini çaya attı.Az ilerisinde bürgüsünü gördü Ümmü’nün.Oraya kulaç salladı.Yetişemeden kendi gömüldü azgın sulara.Çok emek sarf etti bulamadı Ümmü’yü.Ümmü gelin gitti gider halen.Ümmü’nün babası,bu işi Ahmet’ten bildi.Kadıya ‘kızımı çaya Ahmet itti’ diye davacı oldu.nezaretteki Ahmet idam edileceğinden değil,sevdiğini tamamen kaybettiğinden,kara yaslara büründü.Hücresinin demir parmaklı penceresi önünde,sesini kapıp koyuverdi,acısından türkü yaktı.

Ahmet bilmiyordu ki o pencere kadının evine bakıyordu.Kadı türküyü dinleyince Ahmet’in suçlu olmadığını anladı ve onu beraat ettirip salıverdi.O günden beri Ahmet’in yaktığı ‘Ümmü türküsü’ halkın dilinden düşmez oldu.

Bir el attım alamadım fesini 
Uzak gitti duyamadım sesini 
Bulanıkta çaylar nerelere goydun 
Ümmümü sunamı of Ümmümü 
  
Onsekizdir de kitap saçın örgüsü 
Kadın Ümmümde suya düştü kendisi 
Bulanıkta çaylar Ümmümüde vurdu mu 
Vurdumun of vurdumu 
  
Bulanıkta çaylar nerelere koydun Ümmümü 
Sunamı of Ümmümü 
  
Gahbada çaylar attı da attı duruldu 
Bizimde kısmet gurbet ele verildi 
Bulanıkta çaylar Ümmümüde vurdumu 
Vurdumun of vurdumu 
  
Gaymakam geldide mahkeme guruldu 
Ümmü gızın evraklarıda mahkemeye gonuldu 
Bulanıkta çaylar nerelere goydun Ümmümü 
Sunamı of, Ümmümü

 

Taş üstüne:

Taş üstüne taş koydum ben,gül yastığa baş koydum   ben 
Yar sen gelecek diye ,sol yanımı boş goydum ben 
Taş üstüne taş olur mu,baş üstüne baş olur mu 
Yar üstüne yar sevenin ,iki yakası bir olur mu

Avşar beyleri türküsü:

Selçuklu imparatorluğu,yerini tarihin en güçlü imparatorluğunu kuracak olan Osmanlılara bırakmıştı.O sıralar,Osmanlılarla,başkenti Kütahya olan Germiyanoğulları arasında kız alıp verme olmuştu.Osmanlılar,Germiyanoğullarına çeyiz olarak Acıpayam dolaylarındaki ‘Yeşil Sahra’ denilen eşeler bölgesini vermişlerdi.Germiyanoğulları 5-6 bin atlıyla Yeşil Sahra’ya doğru yola çıktılar.Merkezi Isparta’da bulunan Hamitoğulları durumdan haberdar olup,kuşkuya kapıldılar.Hamitoğulları da kuvvetlerini Yeşil Sahra’nın güneyine yığdılar.Tarihsel bir raslantı olarak Karaağaç Bey’in komutasındaki Avşar aşireti de aynı yere geldi.Horasandan yola koyulmuş,kendilerine uygun yurt araya araya da buralara gelmişler.Karaağaç Bey ovayı görünce’tamam’ diye düşündü.’Sonunda bulduk yurdumuzu’dedi.Oba kondu,Karaağaç bey sağa sola gözcüler yolladı.Kuzeye Honaz’ın kazık beline çıkan gözcüler Germiyanoğullarının,güneye gidenler ise Hamitoğullarının kuvvetlerini görüp,Karaağaç Bey’e ilettiler.Karaağaç Bey,obanın Ulu’su Albaba’ya akıl danıştı.Albaba’bana kalırsa’diye girdi söze’kavgaya tutuşmayalım,zaten Horasan’dan kırıla kırıla geldik.500-600 kişiyle bu kuvvetlere karşı koyamayız’dedi.Karaağaç Bey,belki de yaşamında ilk defa,Albaba’yı dinlemedi. Çok az kuvvetle,Kazıkbelinde Germiyanoğullarını kırıp geçirdi.Germiyanoğullarından,canlarını kurtarabilenler geri dönmek zorunda kaldılar.Olayı haber alan Hamitoğlu’Bu adam buraları haketti’ diyerek savaşa tutuşmaktan vazgeçti.

O günden beri Yeşil Sahra Avşar Beyliği’nin yurdu oldu.Burada kurulan kente Asi Karaağaç dendi.Isparta’da Şarki Karaağaç olduğu için meşrutiyet yıllarında buraya Garbi Karaağaç denildi.Cumhuriyet’ten sonra da ovadaki payam ağaçlarından dolayı Acıpayam adı verildi.yöremize.

İşte Karaağaç Bey’in ,Germiyanoğulları’nı ateş olup kavurması,harman olup savurmasıdan dolayı o zaman obanın ozanı sazı eline aldı,vurdu sazın teline ‘Avşar Beyleri’türküsünü çağırıverdi.

Adını da sevdiğim Avşar Beyleri, 
Size de bir vezirlik yakışıp duru, 
Topla dizgini tanı kendini 
Karşında Germiyan’lar bakışıp duru 
  
Kar mı yağmış,şu Avşar’ın düzüne 
Sızılar mı imiş,kır atımın dizine 
Selam söyleyin ,Avşar Bey’in kızına 
Kendi güler beni ağlatıp duru 
  
Hani benim ekmeğimi yiyenler, 
Samur kürkümle,Kır atıma binenler, 
Germiyanlar fermanını uyupta, 
Dövüşelim Avşar Beyi diyenler. 
  
Avşar Beyi derler,bize ezelden 
Bülbül yuva yapmış,gülden gazelden, 
Sarı topraklar gitmesin,tez elden, 
Çarpışalım der Avşar Beyleri. 
  
Avşar Beyi derki, gelsin göreyim, 
O nasıl yiğitmiş bende bileyim, 
Armağan isterse,canlar vereyim, 
Candan başka armağanım yok benim. 
  
Aşağıdan çıktı Avşar Beyin kervanı, 
Aşk ile savrulur güzellerin harmanı, 
Gençlik elde iken,sürün demi dervanı, 
Kocalıkta dem.devran sürülmez,Avşar Beyleri 
  
Kahramanlar diyarına şaştılar, 
Şafak söküp,gün doğmadan kaçtılar 
Bizim bahçemize yad eller girelden, 
Kaçmayın,dövüşelim der Avşar Beyleri

Sabahleyin çıktım odun yoluna (Düğün odunu türküsü):

1953 yılının ilkbahar sabahında Acıpayam’ın Dodurgalar kasabası davul zurna sesleri ile şenlenir.Bir Cumartesi düğün evinde erkenden bir kaynaşma,telaş ve oradan oraya koşuşmalar görülmektedir.Sanki bir bayram sabahıdır.Düğün sahibinin yakın akrabası olan kadınlar evde toplanmış,yemek hazırlığına başlamıştır.Yakın komşulardan sini,tepsi,leğen,kazan gibi kap kaçaklar ödünç olarak toplanmakta,çeşmelerden sular getirilmektedir.

Bir yandan ateşler yakılıp yemek kazanları kurulurken ,diğer yandan da danalar,oğlaklar kuzular kesilip derisi yüzülmektedir.Sıra düğün odununa gelmiştir.Düğün ve sonrasında kullanılacak olan odunlar için damat ve yakın arkadaşları sabahın erken saatlerinde düğün evinde toplanırlar.Düğün odununa giden genç sayısı ile at,araba,merkep sayısı düğün sahibinin hatırlık derecesine göre değişir. Yöre geleneklerine göre düğün evine getirilecek odunların bir kısmını kız evine göndermek adettir.

Odun dağında türküler söylenip eğlenilerek odun kesilir.Yemekler yenilip köye hareket edilir.Yolda giderken Ali Dana adındaki genç bir ara arkadaşlarından ayrılır.Gözüne ‘Dolaşık taş’ denilen sarp kayanın başındaki sarmaşık çiçekleri ilişir.Ali o çiçekleri koparıp düğün bayrağına asmayı ve damada vermeyi düşünür.Kimsenin cesaret edip çıkamadığı o sarp kayanın başına çıkar,sarmaşık çiçeklerini koparmaya çalışır.Ali’nin oduncu arkadaşları onun gelmediğini fark ederler ama arkadan geleceğini düşünerek yollarına devam ederler.

Ali korka korka çıktığı kayanın başındaki sarmaşıklardan bir tutum koparır,tuttuğu kayanın kopmasıyla birlikte cansız yere düşerek paramparça olur.Arkadaşları odun yüklü eşekleri ile köye varmışlardır.Bir süre sonra Ali’nin gelmediği anlaşılınca geriye odun dağına dönüp onu aramaya koyulurlar. Arkadaşları Ali’yi ’Dolaşık taş’ın dibinde kanlar içinde ölü olarak bulurlar.Bu acıklı haber köye ulaşır ulaşmaz halk şaşkına döner.Düğün davulsuz zurnasız tamamlanır,gelin getirilir.Ölüm olayından birkaç gün sonra o düğünde çalgıcılık yapan Aşık Ömer San bir türkü’Ağıt’ yakar.

Sabahleyin çıktım odun yoluna 
Hiç bakmamışım anam ,sağıma soluma 
Dolaşık taşlarda koydum ölümü 
Yetiş anam yetiş aldırdın beni 
Dolaşık taşlarda koydun ölümü 
  
Issız derelerde sabah olmadı 
Çağladı kanlarım anam, dere dolmadı 
Bir zamanlar yanıma kimse gelmedi 
Yetiş anam yetiş aldırdın beni 
Dolaşık taşları öldürdün beni 
  
Oduna gittim Cuma ertesi 
Mevkii sorarsan,dolaşık deresi 
Anam ne zormuş çiçek alması 
Yetiş anam yetiş aldırdın beni 
Dolaşık taşlarda koydun ölümü 
  
Doktorlar ,savcılar keşfe geldiler, 
Al kanlar içinde beni gördüler, 
Yazık olmuş eyvah gence dediler, 
Yetiş anam yetiş aldırdın beni, 
Dolaşık taşlarda öldürdün beni 
  
Yayla yollarının çoktur yokuşu 
Düğünler oluyor, gelmez okucu 
Köylü matem tuttu,derin bu acı 
Yetiş anam yetiş aldırdın beni 
Dolaşık taşlarda koydun ölümü 
  
Ali’yi sorarsan 20 yaşında 
Ölümü gürmüş idim düşümde 
Ecel kıydı beni bu genç yaşımda 
Yoktur anam yoktur bunun ilacı 
Köyümüze düştü, sönmez bir acı.

Denizli Acıpayam ovası:

Denizli Acıpayam ovası , Veli ağam harcayamaz   başlık parası 
Aman aman Ayşem şanına ,nasıl varcen Veli agamın   yanına 
Tepsi tepsi fındıklar,Ayşe Veli agamı gıdıklar 
Aman aman Ayşem şanına ,nasıl varcen Veli agamın   yanına 
Tepsi tepsi pırasa,ufacık yaprağına kar yağsa 
Ayşe gız kocasız galsa,gelip gidip Veli agama   yalvarsa 
Aman aman Ayşem şanına ,nasıl varcen Veli agamın   yanına